Suflör’ü Eğitmek: Tiyatrohane’nin WhatsApp Yapay Zekâ Asistanının Yolculuğu

Birkaç yıl önce biri bana, “2026’da bir yapay zekâ asistanını eğitmek iş tanımının bir parçası olacak” deseydi muhtemelen inanmazdım. Ama oldu.

Üstelik mesele yalnızca bir sisteme Tiyatrohane’nin programlarını, ders saatlerini ve ücretlerini öğretmekten çok daha fazlasıymış.

Bir noktada kendimi şunları düşünürken buldum: Bir yapay zekâ nasıl karşılar? Ne zaman susar? Bilmediği bir şeyi nasıl bilmediğini söyler? Bir insan bir konuyu zaten anlattıysa aynı şeyi neden tekrar sormaması gerektiğini nasıl öğrenir? Bir sorunun cevabı bilgi bankasında yoksa tahmin etmek yerine ne yapar?

Ve belki benim için en önemlisi: Tiyatrohane’nin yıllardır üzerinde çalıştığı iletişim yaklaşımının bir kısmı dijital bir asistana aktarılabilir mi?

Temmuz 2026: Provalar Başlıyor

Tiyatroda bir oyunu seyircinin karşısına çıkarmadan önce prova yaparsınız. Suflör’ün Temmuz ayı da biraz böyle geçti.

Bilgileri yerleştirdik, talimatları yazdık, cümleleri değiştirdik. Sorular sorduk, aynı soruyu başka biçimlerde sorduk. Bazen özellikle yanlış anlamasını beklediğimiz cümleler yazdık. Bazen ona eksik bilgi verdik ve ne yapacağını izledik.

Çünkü benim için iyi çalışan bir yapay zekâ, her soruya mutlaka cevap veren bir yapay zekâ değildi. Bazen en doğru cevap “Bu konuda emin değilim.” olabilirdi. Hatta bazen “Bu konu benim yetki alanımın dışında. Melike Hanım’a ileteceğim.” demesi gerekiyordu.

Bunu öğretmek, program saatlerini öğretmekten çok daha önemliydi.

Ona Yalnızca Bilgi Değil, Sınır da Öğrettim

Suflör bir insan değil. Bir psikolog değil. Bir danışman değil. Bir eğitmen değil. Bir kayıt sorumlusu değil. Tiyatrohane adına her konuda karar verebilecek bağımsız bir sistem hiç değil.

O bir dijital asistan. Dolayısıyla eğitimin önemli bir bölümü neyi bildiğinden çok, nerede durması gerektiğiyle ilgiliydi.

Bilmediğini Uydurmamak

Bir programın ücreti yoksa yeni bir rakam üretmemeli. Bir grubun kontenjanını bilmiyorsa tahmin etmemeli. Henüz kesinleşmemiş bir etkinliği olmuş gibi anlatmamalı. Bir insanın anlattığı kişisel bir meseleyi çözmeye çalışmamalı. Yetki alanının dışına çıktığında bunu fark etmeli.

Bence yapay zekâ sistemlerinde güveni yaratan özelliklerden biri tam da bu: Her şeyi biliyormuş gibi davranmaması.

Travma Bilgili Yaklaşım Bir WhatsApp Mesajında Nasıl Hissedilir?

Burada benim için iş biraz daha ilginçleşti. Çünkü Tiyatrohane’de kullandığımız “travma bilgili yaklaşım” yalnızca sınıf içinde yaptığımız uygulamalarla ilgili değil.

Dil de bunun bir parçası. İnsanlara nasıl soru sorduğunuz, bir bilgiyi nasıl istediğiniz, seçim hakkı bırakıp bırakmadığınız, aynı bilgiyi gereksiz yere tekrar isteyip istemediğiniz, bir kişinin sınırını fark edip etmediğiniz ve bir şey kesin değilse kesinmiş gibi konuşup konuşmadığınız… Bütün bunlar iletişim tasarımının içine giriyor.

Dolayısıyla Suflör’e yalnızca düzgün Türkçe öğretmek istemedim. Bir anlamda ona Tiyatrohane’nin dilini öğretmeye çalıştım.

Bazen Bir Emoji Üzerinde Bile Düşündüm

Bir yapay zekâ asistanı kurarken üzerinde saatlerce düşüneceğinizi tahmin etmediğiniz şeyler var. Bir cümle fazla mı resmi? Bu mesaj fazla mı satışçı? Buradaki emoji gerekli mi? İnsan zaten adını yazdıysa neden yeniden adını soruyor? Bu cümle yardım ediyor mu, yoksa insanı bir sonraki adıma itiyor mu? “Size yardımcı olabilirim” ile “hemen kaydınızı oluşturalım” arasında nasıl bir ilişki var?

Bir noktada sadece bilgi bankası hazırlamadığımı fark ettim. Bir iletişim karakteri tasarlıyordum.

1 Ağustos: Prömiyer

Temmuz boyunca prova yaptık. Ama prova odasında her şeyi öngörmek mümkün değil. 1 Ağustos 2026’da Suflör gerçek kullanıcılarla karşılaşmaya başladı.

Ben buna prömiyer diyorum. Çünkü o güne kadar bizim yazdığımız senaryolar vardı. O günden sonra seyirci geldi. Ve seyirci her zaman sizin yazdığınız cümleyi söylemez.

İnsanlar eksik yazıyor. Bir önceki mesajın devamını saatler sonra gönderiyor. Tek kelimeyle soru soruyor. Ücret sorup yaşını söylemiyor. Yaşını söyleyip hangi programı kastettiğini söylemiyor. Bir anda bambaşka bir konuya geçiyor.

İşte gerçek eğitim biraz da burada başladı. Ben konuşmaları izledim. Nerede iyi cevap verdiğine baktım. Nerede cümlenin tonu bozuldu? Nerede gereksiz soru sordu? Nerede insanı yarı yolda bıraktı? Nerede bana devretmesi gerekirken kendi çözmeye çalıştı? Ve tekrar düzenledim.

1 Eylül: Gala

1 Eylül 2026’da Suflör artık pilotta değildi. Tam kullanıma geçti. Tiyatrohane’nin WhatsApp hattında 7/24 çalışan dijital asistanı oldu.

Benim için “gala” biraz burası. Ama gala demek sistem bitti demek değil. Tiyatroda da bir oyun prömiyerden sonra yaşamaya devam eder. Ritmi değişir. Bazı yerleri gelişir. Seyirciyle birlikte başka bir şey öğrenirsiniz.

Suflör için de durum aynı. Yeni sezon geliyor. Yeni program bilgileri geliyor. İnsanların soru sorma biçimleri değişiyor. Biz de sistemi geliştirmeye devam ediyoruz.

Yapay Zekâyı Eğitmek Aslında Ne Demek?

Bu süreçte kullandığım “Suflör’ü eğitmek” ifadesinin yanlış anlaşılmasını da istemiyorum. Ben sıfırdan bir yapay zekâ modeli geliştirmedim.

Yaptığım şey, var olan bir yapay zekâ sisteminin Tiyatrohane için nasıl davranacağını tasarlamak oldu. Bilgi kaynaklarını hazırladım. Kuralları belirledim. Davranış sınırlarını çizdim. Örnek konuşmalar oluşturdum. Hataları izledim. Cümleleri tekrar tekrar düzenledim. İletişim dilini oluşturdum. Ve bütün bunların içinde insanla kurulan ilişkiyi merkeze almaya çalıştım.

İnsan Yerine Yapay Zekâ mı?

Hayır. Zaten Suflör’ün en önemli görevlerinden biri ne zaman geri çekileceğini bilmek.

Program bilgisi verebilir. Kayıt sürecini açıklayabilir. Uygun formu ya da görüşme bağlantısını paylaşabilir. Ama bazı konuşmaların karşısında bir insan olması gerekir. İşte o noktada hâlâ buradayım.

Belki bu projenin benim için en önemli tarafı da bu oldu: Teknolojiyi kullanırken insan bağını ortadan kaldırmak zorunda değiliz. Tam tersine, doğru tasarlandığında teknoloji tekrar eden bilgi yükünün bir kısmını üstlenebilir ve insana gerçekten insanın gerektiği yer için daha fazla zaman bırakabilir.

Temmuzda prova yaptık. 1 Ağustos’ta prömiyer yaptık. 1 Eylül’de gala yaptık. Şimdi Suflör sahnede.

Ben mi? Ben hâlâ kulisteyim.