Bugün 27 Mart dünya tiyatro günü. 1961 yılından beri 48 ülkede her yıl 27 Mart Uluslararası Tiyatro Birliği’nin ulusal merkezlerinin öncülüğünde kutlanıyor. Ülkemizin içinde bulunduğu gündemde “Bunu kutlamanın zamanı mı?” diyebilirsiniz. Aslında tam zamanı. Açıklayayım:


Dokuz Eylül Üniversitesi Oyunculuk Ana Sanat Dalı lisans tezi çalışmam “Totaliter Rejimlerin Baskısı Altında Sanatçının Sorumluluğu” kavramı üzerinden Nazi rejimi baskısı altında sanatçıların eylemlerini ve toplumsal sonuçlarını incelemekti. Bugünlerde yaşadıklarımızın birkaç günde gerçekleşmediğinin, günbegün inşa edilen çok uzun bir süreç olduğunun hepimiz farkındayız. Peki, sanatçı dediğimiz, özellikle tiyatro sanatçısı olarak tanımlanan kişinin sorumluluğu nedir?


Atatürk’ün “Sanatçı, toplumda uzun çalışma ve çabalardan sonra alnında ışığı ilk hissedendir.” sözünü inceleyerek başlayalım: “Sanatçı, toplumda” ifadesine dikkat edelim. Yani sanat ve sanatçı toplumdan kopuk olamaz. Bu sözdeki bir diğer ifade ise “uzun çalışma ve çabalardan sonra” ifadesi. Yani sanatçı ancak emek ile, disiplin ile ve yılmaksızın çalışarak bir ürün ortaya çıkarabilir. Son ifade ise “alnında ışığı ilk hissedendir” ifadesi. Yani sanatçı toplumun içinde bulunduğu değişimi önceden sezen, sosyolojik ve psikolojik etmenleri gözeterek halkın içinde bulunduğu duruma karşı farkındalığı arttırmak için eyleme geçen kişidir. Ve bu eylemin somut karşılığı sanatsal üretimdir. Özetleyecek olursak “sanat politiktir.”

Tiyatro sanatı ise diğer sanatlar içinde belki de en politik olanıdır. Sanatçıların yaşadıkları dönemdeki dünya ve toplum üzerine eleştirileri Antik Yunan tiyatrosundan günümüze devam etmektedir. Sophokles’in “Antigone” oyununda genç bir kadının toplumsal vicdana ters gelen kanunlara nasıl hayatı pahasına karşı çıktığını görürüz. Aristophanes’in “Eşek Arıları – Yargıçlar” oyununda adalet sisteminin nasıl çürüdüğü ile yüzleşiriz. Bu oyunlar MÖ 4 ve 5. yüzyıllarda yazılmış metinler. Peki, aradan geçen yüzlerce yıl sonrasında farklı bir durumda mıyız?
Günümüzde tiyatro bu yapısını sürdürmektedir. Tiyatro sanatçısı –sadece son 20 yılda değil– yüzlerce yıldır topluma bu uyarıları çok ama çok önceden, toplumsal olaylar son noktasına ulaşmadan sistematik olarak zaten yapmaktadır. İşte sanatçının sorumluluğu budur: Farkındalık yaratmak, bakış açısı kazandırmak ve yüzleştirmek.
Hayatta her eylem politik olarak ele alınabilir. Emeğinizin karşılığında ödeme alırsınız, bu ödemenin niteliği politiktir. Yolda yürürken ayağınız bir çukura girer, bu çukur politiktir. Pazara alışveriş yapmaya gittiğinizde almak istediğiniz ürünlerin size ucuz ya da pahalı gelmesi politika sonucudur. Yaşadığınız evin kalitesi politiktir. Yattığınız yatağın rahat olup olmaması politiktir. Zevkleriniz politiktir. Nefret ettikleriniz politiktir.
O halde sanat ve sanatçı da doğası gereği politik olmak zorundadır.


Sanatçı üretimlerini sürece yayar ve sistematik olarak sürdürür. Bu üretimlerin toplumsal karşılık bulduğu, toplum tarafından eyleme dönüştürüldüğü zaman geldiğinde ise üretim biter ve sanatçı, bir sonraki değişim süreci ile ilgili (belki 5, belki 50 yıl sonrası için) çalışmaya ve üretmeye başlar.
Bana göre sanatçı hem toplumda bir farkındalık yaratan hem kendi entelektüel merakı ve heyecanını tatmin etmeye çalışan bir bireydir. Bu iki amaç birlikte öyle bir sinerji yaratır ki ortaya çıkan ışık pek çok kişiye yol gösterir, ilham verir. Bunun dışında kalan, sanatçı olarak adlandırılmaya çalışılan kişiler ceplerini doldurmak ve egolarını tatmin etmekten başka bir etki yaratamazlar.


Bugünlerde meydanlarda yankılanan, Brecht’in yaklaşık 100 yıl önce yazdığı dizeler, sanatın evrenselliği ve zamansızlığının bir kanıtı olarak günümüz sanat üreticilerine ders olmalıdır.
Geleceğe karşı umutsuz değilim. Toplumların bugünkü gibi sıkıştığı, baskı altında hissettiği zamanlar tarih boyunca her coğrafyada olmuştur. Tiyatro sanatçıları ise her zaman toplumun beklentilerine cevap vermiştir. Tutamayız ki kendimizi. Bir uyumsuzluk, doğal olamayan bir durum bizim için büyük bir fırsattır. Bu fırsattan komedi ya da trajedi yoluyla bir metin çıkartabiliriz, bir karakter oluşturabiliriz, bir oyunun rejisini yapabilir, kostüm-dekor-ışık tasarlayabiliriz.
Ve biz hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmayız. Çünkü biliriz ki doğanın diyalektiği her zaman var olacaktır.